Genel, Kurgu

Boyut : Bölüm 2

Boyut : Bölüm 2

Astral Uyanış

Astral Uyanış

 

  Ağır bir ritim devredeydi şuan. Yavaşlamış tempolar, gözler yarım açık, beden bitkin. Devrelerim hasarlıydı, zaman aşımına uğramış beynim uyukluyordu. Uyku, devraldı vücudumu. Ayaklarım uyuştu, karıncalar yürüyordu coşkuyla bacaklarıma. Nefes aldığımı hissedemiyordum, anlamsız sesler yankılanıyordu kulaklarımda. Çığlıklar duyuyordum, canından bezmiş. Endişelendim, artan endişem soğuğa çekti beni. Soğukkanlı işkence devam ediyordu ki çığlıklar durmuyordu.

                                                               • • •

Ruh bedenden ayrıldı !

  O esnada soğuk bedenime bakarken buldum kendimi. Şaşkındım, hiç kıpırdamıyor adeta taş kesilmişti. Usta bir heykeltıraşın elinden dökülen nağmeleri taşıyordu kuşkusuz. Galiba ölmüştüm. Ne ironik değil mi ? Oysa yapacak çok işim vardı, hayallerim ve umutlarım… Sanırım veda edemeden sevdiklerime, tattım ölümü. Yüzümde istemsizce bir tebessüm oluştu, daha bir sevgilim bile olmamıştı. Annem sabah kahvaltı için uyandırmaya girecekti odama ve manzara… Kahrolurdu! İçime dolan hüznün ardından göbeğimden çekilmeye başladım. Panikledim, neler oluyordu ?

                                                               • • •

  Göbeğimde, etimsi buruşuk bir şey fark ettim vücuduma uzanan. Vücudumla bağlıydım. Ruhum ve bedenim bağlıydılar, anne ile karnındaki çocuğunun bağlı oldukları bir kordon gibi. Hala yaşadığım gerçeğini fark etmem uzun sürmedi. Şaşkınlıkla karışık sevindim aslında. Düşünsenize birkaç saniye önce öldüğümü sanıyordum! Rahatladığım esnada beni çeken kordon hafifledi ve gevşedi. Sanırım çeşitli duygu değişimleri göbek bağımı kısaltıyordu. Biraz rahatladıktan sonra etrafıma bakındım. Loş odamda her şey yerli yerindeydi. Ben bu gizemi çözmeye çalışırken, çığlıklar tekrardan duyulur oldu. Bu gizeme de yönelmem beni hiç memnun etmese de merak ediyordum. Sonra sesler kesildi. Birkaç adım attım, bağım uzuyordu acı ve gerginlik yoktu. Devam ettim hevesle.  Odamın kapısının önünde durdum ve bedenime baktım,  uyuyordu gerzek, salyası bile akıyordu. İçgüdüsel olarak elimle ağzımı silmeye yeltendim. Fakat elim içimden geçti.  Ürperdim. Devam etmem gerekiyordu, odadan dışarı çıktım. Salondaki saatin sesinden başka bir ses yoktu.  Üçü çeyrek geçiyordu. Karanlıkta çığlıkların tekrardan yankılanmasını bekledim. Beklerken susadım, sürahiyi elime aldım ve bardağı doldurdum. Suyu içerken yere döküldü. Dikkatsizlik sandım ilk başta, ama öyle değildi. Su içimden geçti. ‘Ne alaka yahu !’ diye içimden geçirdim. Bardağı tutabiliyordum ama suyu içemiyordum. Eğer bardağı tutabiliyorsam suyu da içebilirdim. Suyu bedenimde tutmayı ve mideme gittiğini hayal etmeyi denedim ve tekrarladım aynı işlemi. Bu sefer su yere dökülmedi. Derken yine çığlıklar yankılandı.

                                                               • • •

  Doğudan geliyordu sesler. Kapıya yöneldim ki bunun gereksiz olduğunu düşündüm. Eğer düşünür ve hayal edersem duvarlardan da geçebilirdim. Düşüncelerimle olumsuzlukları ve imkansızı yok sayabilirdim. Doğuya yöneldim ve yürüdüm. Duvarı geçtiğimi fark edince koştum, diğer duvarları ve binaları tek tek geçmeye başladım. İnanılmazdı. Sizlere diğer evlerde neler gördüğümü anlatmayacağım tabi ki, hayli edepsiz ve namahrem. Çığlıkları duydum tekrar, daha acıklıydı bu sefer. Daha hızlı olmalıydım ve hızlanmayı hayal ettim,  ayaklarımın hareketini göremez olmuştum. Çığlığın kaynağına çok yakındım. Durdum. Etrafta bir musibet vardı çınlayan seslere varmamı alıkoyan.

  Gümüşten zincirlerin parıltısı çarptı gözüme. Gökyüzünde ay her yanı aydınlatıyordu. Baykuşlar uğursuzca ötüşüyordu. Karmaşık duygular yayılıyordu etrafa bir merkezden. Korku, umutsuzluk ve suçluluk ağır basıyordu. Benden başka bir ruh daha vardı beklide birkaç ruh, bu yüzden çok yoğun hissediyordum bu hislerin sahibinin varlığını. Yakınlaştım duyguların merkezine. Çığlıkların sahibini buldum sonunda. Gözlerim gördükleri karışında şok olmuştu. İnanamadım lakin gerçekti.

  İki yandan gümüş zincirlere dolanmış bu eller, üzerinde garip işaretler bulunan tahta kazıklara bağlıydı. Bu ellerin sahibi bir kızdı. Yanaklarındaki yaşlar ay ışığı sayesinde parıldıyordu. Siyah saçları beline kadar uzanan, karakteristik bir suratı olan bu kızı gördüğümde bu işte bir  terslik olduğunu düşündüm. Çünkü bu kız, üzerinde bembeyaz bir elbisesi, pembe sandaleti olan, fantastik bir romandan fırlamış bir prenses falan olmalıydı. Yani filmlerde böyle olurdu ya da rüyalarda. Gerçekle alakası olmamalıydı. Benim gördüğüm kızsa, günümüze bir o kadar uyum sağlayan, çizgili adidas marka bir pijama, üzerinde süpermen işareti olan bir tişört giyiyordu. Kolunda cassio marka saat, çok normaldi, olması gerekenden fazla. Bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim. Göbeğinden uzanan, bir ip misali çok ama çok gerginleşmiş kordonu vardı. Lanet olsun ! bu kız da benim gibiydi. Ruhu bedeninden ayrıydı. Kafam allak bullak olmuştu. Ne yapacağımı bilmiyordum.

  Göbek bağımın kıpırdandığını hissettim. Giderek geriliyordu, engel olmaya çalıştım endişeyle. Fakat her yeni olumsuz duygum bağı daha çok geriyordu. Engel olamıyordum. Musibet giderek artıyordu. Bu beni daha çok zayıflatıyordu sanki. Cesaretimi kaybediyordum giderek. Neydi bu lanet olası şey, neden bana bulaşıyordu ki ? Burada hiç bulunmamalıydım. Beni fark etmişti. Bir an önce buradan tüymeliydim. Gizlendiğim ağacın etrafına bakındım. Bir dal parçası veya taş aradı gözlerim. Beynim korkuyla çalışıyordu resmen. Yerdeki dal parçasını aldım ve başka bir yöne doğru fırlattım. Öylesine hızla atmıştım ki çalılıkların içinden acayip bir hızla geçti ve parçalandı. Karanlığın dikkatini dağıtmaktı amacım lakin kimi kandırıyordum ki ben. Duygularım yönümü ele veriyordu. Karanlık beni giderek kendine çekiyordu.

  Kız ayaktaydı ve benim çıkardığım patırtılar onun da dikkatini çekmişti. Beni görmese de zaten burada olduğumu oda biliyordu. Kollarında yara bere, bilekleri zincirlerden ötürü morarmış, suratında birkaç çizik vardı. Kız bu musibetle mücadele etmiş belli ki. Yaraları bu kanıya varmamı sağladı. Durdum, duruldum. O esnada bir ses yankılandı kulaklarımda. ‘ yaklaş..’ kimden geldi bu ses ? Etrafıma bakındım ve kızla göz göze geldim. Evet, sesin sahibi kızdı.

-Beni dinle çocuk, beynini bana ver ve dediklerimi harfiyen yap, çabuk! dedi.’Çocuk mu ? hey ben 18 yaşındayım. Hem sen kimsin be ? ‘ diye içimden geçirirken,

- Kapa çeneni ve beni iyi dinle gerzek ! ‘dedi.

Kızın tavrı çok ukalaydı ve bana gerzek demişti. Ahh lanet olsun sinirlendim şimdi. Fakat yapacak bir şeyimde yoktu onu dinlemekten başka. Karanlık giderek bana yaklaşıyordu. Bağım ise doğru orantılı olarak gerginleşiyordu.

- Lanet olsun tamam, seni dinliyorum, dedim.

Bir yandan da uzaklaşmaya çalışıyordum. Kızın yüzü beynimde şekillendi, ifadesiz dudaklarından şu sözler döküldü,

- Şimdi beynini kullan ve bana doğru koş, şu gümüş zincirlerden beni kurtar, bunlar yüzünden hiçbir şey yapamıyorum, dedi.

- Bunu nasıl yapacağım, bağım çok gergin canım acıyor, sanki kopacak, dedim.

- Sakin olmayı denesene gerzek ! başka şeyler düşün mesela sevdiğin bir şeyi, korkundan kurtul ve beni şu zincirlerden kurtar, çabuk !  dedi.

- Bak kızım, bana gerzek demeyi kes, hem şu ukala tavrından hiç hoşlanmadım, dedim.

  Sinirlenmiştim, oysa ki kolay sinirlenmezdim. Şuan onun kafasına bir tane patlatmak istiyordum. Öfkelendiğim için bağım gevşemişti. İşte o an kızın ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Beni öfkelendirerek korkularımdan azat etmişti. Baştan beri duygularımı hissedebiliyordu. Sadece benimle bağlantı kurabileceği anı bekliyordu. İstediği fırsatı yakalayınca da değerlendirmesini bildi. Her neyse, yayılan duygularım her şeyin yolunda gittiğini göstermiş olacak ki, kız gülümsedi. Ah, ne güzel güldü öyle. Düşüncelerimi duymamalıydı, kafamı salladım hemen. Ben o anda kıza doğru koştum ve karanlıktaki yaratıkta peşimden bana doğru. Kızla göz göze geldik, yapmam gerekeni iyi biliyordum. Yönümü kazıklardan birine çevirdim. Olağanca hızımla kazığa tekmemi savurdum. Hadi ama ! kazık yerinden bile oynamadı. Üzerindeki işaretler parıldadı sadece. Büyük pot kırmıştım. Nasıl düşünebildim böyle bir ahmaklığı ? O devasa kazığı tekme atarak sökmeyi hangi mantıkla düşünebildim ? Kızın yüzü tekrardan belirdi beynimde,

- Mantığı devre dışı bırak ve düşündüğün şeye odaklan, o zaman başaracaksın. Buradan birlikte kurtulacağız, dedi.

  İçimde güven duygusu yükseldi. Ondaki duygu direkt olarak bana geçiyordu sanki. Evet, bu güçle tekrar denemeliydim. Fakat yaratık peşimdeydi. Acımasızca lanetini üzerime savuruyordu. Hala yüzünü göstermemişti. Kukuletasının ardına gizlenmiş yüzü kim bilir ne kadar korkunçtu. Etraftaki baykuşların gözleri üzerimdeydi. Her birinin gözü ölü ağaçların arasından parıldıyordu. Kordonum geriliyordu sanki. Acele edip bir şeyler yapmalıydım. Zincirler dikkatimi çekti. Gümüşten zincirlerin enerjimi çektiğini hissediyordum.

 - Kıpırdasana ahmak, dedi kız.

  Yüzüne baktım, solmuştu. Zincirler tüm hayat enerjisini çekiyordu sanki. Karanlık üzerime geldi hızla ve benimle konuştu. Kımıldayamıyordum, elini yüzüme uzattı,

- Sen de kimsin ve nedir ismin ? dedi.

  Sesi öylesine derindi ki beynimde yankılandı. Gücü, sesindeydi sanki. Çok kudretliydi, kukuletasının ardından gözleri parıldıyordu baykuş misali. Titriyordum, içime acı ve umutsuzluk doldu. Anlamıştı gözlerimden, tesadüf eseri burada olduğumu. Onun kadar güçlü olmadığımı, acizliğimi hissettiriyordu acımasızca.

- Basit bir çaylaksın, karanlığınla başbaşasın !  dedi kudretli sesiyle.

  Küçümsemişti beni ve hissettirdikleri o kadar boğuyordu ki , söylediği her söz zihnimde yankılanarak geçmişimdeki olayları çağrıştırıyordu. Kesitler halinde ilk kavgamı, babamın bizi terk edişini, ilkokul arkadaşlarımın benimle geçtikleri dalgaları ve çeşitli utançlarımı hatırlıyordum. Sanki başka bir açıdan, bir kuşun gözlerinden izliyordum o anları. Ve gören o gözler beni rencide ediyor, utanılası bir insan olduğumu vurguluyordu. Bir çoğu gerçekten olmamış olsa dahi acı çektim, çaresiz kaldım yaşadıklarıma. Ona karşı öfke duymaya başladım.

                                                               • • •

  Pelerininin ardından gümüş zincirler çıktı bir yılan gibi. Zincirler beni de sarmaladı. Fakat sinirleniyordum, gözlerim en büyük düşmanıma bakar gibiydi. Zincirler beni sarmalarken bir anda parçalandılar. Vücudumdan bir çeşit enerji çıkmıştı ve zincirleri kesik biçik hale getirdi. Ben neler olduğunu anlamamıştım, zaten odaklandığım şey ise anlamaya yönelik değildi. Yok etmek, istediğim tek şey olsa gerek. Tekrardan zincirler geldi üzerime ve bana değemeden parçalandılar. Adamın şaşkınlığı bariz ortadaydı. Ona nasıl karşı koyduğum hakkında en az benim kadar fikirsizdi. Kızda şaşkınlığını gizleyemiyordu. Lanet olası beynimin çalıştığını düşünüyordu kuşkusuz. Fakat ben o kadar öfkeliydim ki sadece yok etmek istiyordum düşmanımı. Ona karşı bir hamle yaptım şuursuzca. Elimden yeşilimsi bir ışık huzmesi fırladı. Adam çevik bir hamleyle  kurtuldu ve benden uzaklaştı. Fırlattığım ışık huzmesi bir rüzgar misali havada dağıldı ve ilerlediği yöndeki ağaçların yapraklarını, dallarını parçaladı. Adamın üzerine doğru koştum, düşünmeden. Vücudumu çevreleyen rüzgar benimleydi. Oda bana karşı birkaç hamle yapmaktan geri durmadı. Zincirler her yandan geliyor ve parçalanıyordu vücuduma değemeden. Benim rüzgardan zırhımı geçemezdi kuşkusuz fakat alev topları yağmaya başladı diğer yandan. Uğursuz kuşlar ötüşürken, şuursuzca üzerine gidiyordum kendimi korumadan. Onu öldürecektim, öfkem bunu emrediyordu.

  Hareketlerim yavaşladı ve zırhım sanki gücünü yitiriyordu. Alevleri hissetmeye başladım. Kızın olduğu taraftaydı adam ve alevli yumrukları ile beni indirmeye çalışıyordu. Vücuduma çarpan her alev kibrit çöpü gibi sönüyordu. Elimi kaldırdım ve adama şuursuzca saldırdım. Elimden yeşil bir rüzgar fırladı yine, adamın pelerininde bir kesik oluşturdu ve arkada duran kızın bağlı olduğu zincirlerden birisine çarparak onu kopardı.

                                                               • • •

  Kız sağ elini kurtarmıştı. Ve diğer elini kurtarmak için bağlı olduğu kazıkla zinciri gerdi. Ve olağanca hızla koştu diğer uca. O kadar hızlıydı ki göremedim bir an, şimşek gibiydi. Zincirin bağlı olduğu kazık, yerinden fırladı etrafa topraklar saçarak.

  Toprakla bağlantısı kesilen zincirler tuzla buz oldular. Kızın enerjisi yerine geliyordu, gücüne güç ekleniyordu. Kıyafetleri değişti ilkin. Deri pantolon ve deri ceket, sol bacağında mavimsi bir bıçak kını, sağ elinde şimşek mavisi detaylarla süslü bir kılıcı vardı. Kıyafetinin her yanın da estetik açıdan mükemmel görünen mavi ve gümüş renkten detaylar vardı. Sanki evrim geçirmişti. Bir tek kol saati yerinde duruyordu aynı şekilde. Kordonu yoktu kızın artık.

                                                               • • •

  Ben adamla dövüşürken çok yorulmuştum. Onu bir hayli zorladım diye düşünürken ben bitmiştim. Adeta emekliyordum. Rüzgardan zırhım yeşil rengini kaybederken, enerjimde giderek tükeniyordu. Ama korkmuyordum. Bir tür cesaret vardı ve öfkem giderek azalıyordu. Lanet baykuşlar etrafımı sardı. Uğursuz sesleri beynimi sızlatıyordu. Yeniliyordum. Dizlerimin üzerinde, karanlık adamın karşındaydım. O ise sapasağlam duruyordu ayakta. Kudretinden bir şey kaybetmişe benzemiyordu. Elini yüzüme uzattı, enerjimi çekiyordu sanki. Bundan zevk alıyordu kukuletanın ardındaki yüz. Parmak uçlarımdan itibaren soğumaya başladı bedenim. Ölüyordum. En azından ‘kız kurtuldu.‘ diye geçirdim içimden. Pişmanlık yoktu, korku da yoktu. Lakin umuttan da bir haberdim.

                                                               • • •

  Kızın yüzünü gördüm yine beynimde. Kara gözlerinden cesaret ve korkusuzluk akıyordu. Bilgeliğini kanıtlayan birer çizgi vardı gözlerinin altında, şimşek mavişi çizgiler. Vefa ile bakıyordu bana.

- Buradan birlikte kurtulacağız yeşil rüzgarlı çocuk, dedi.

  Umudum arttı hızla ve adamın benden aldığı enerjiye zehir karışmışcasına elini hızla çekti benden. O esnada birkaç şimşek çaktı gözlerimin önünde. Kız şimşek yüklü bıçaklarını fırlatıyordu adamın üzerine. O bıçaklara karşılık verirken ben geriye doğru süründüm. Baykuşlar çığlıklarını artırırken alelade etrafımda uçuşuyorlardı. Kız çıkıverdi ağaçların ardından. Kılıcını toprağa sapladı ve yeri kazıyarak bana doğru koştu. Beni arkasına karanlığı ise karşısına alacak pozisyonda durdu. Kılıcını kaldırdı, hızlı bir hamleyle karanlığı aydınlatan, şimşekten bir halka çizdi. Karanlığın ortasında rahatsız edici bir ışıktı ortaya çıkardığı. Adamın dikkatini dağıttığı sırada kolumdan bir el kavradı. Öylesine bir hızla çekip çıkardı beni karanlıktan. Bu güvenli el kızın eliydi kuşkusuz. Beni karanlıktan aydınlığa çıkardı. O beni kurtarmıştı.

                                                               • • •

  Çok yorulmuştum. Sadece uyumak istiyordum. Daha doğrusu uyanmak. Bağım gerginleşti ama ruhumu bedenime dönmeye ikna eden sakin bir gerilişti bu. Sanırım gitmeliydim bedenime. Kız beni sakin bir yere götürmüştü. Az önceki yere nazaran daha aydınlık ve bir o kadar da huzurlu bir yerdi. Dereden akan suların şırıltısı kulaklarımı okşuyordu. Tutkuyla yeşeren ağaçlar rüzgar esintisi ile hışırdıyor, dallardaki yuvalardan kuş yavrularının uyurken çıkardıkları mırıltılar duyulabiliyordu. Huzurun varlığını gösteren bu detaylar eşliğinde çimlerde uzanıyordum.

- Burası benim gizli yerim, güvendesin, dedi kız.

  Gözlerim gökyüzündeki yıldızlardaydı.

- Biz nerdeyiz, dedim ve ona doğruldum.

- Şuan bunları düşünme, dinlenmene bak dedi. Ay, yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Güzelliği beni ona çekiyordu resmen. Hayranlığım giderek artarken,

- Bir daha görüşecek miyiz, deyiverdim merakla.

- Kim bilir, belki bir gün, dedi.

  Elini yüzüme uzatıp yanağıma koydu. Parlayan gözleri gözlerimdeydi. Gözlerim yavaşça kapanırken ‘ şimdi uyu’ diye fısıldadı. Yüzündeki tebessümle içim giderek rahatladı ve kendimi teslim ettim uykuya.


Devam edecek...

Etiketler :
Okunma : 512
Paylaş : Face Tweetle Pinle Whatsapp
Yazar Hakkında -
← « l » →
Gönderiyi beğendin mi? Çayla!

unliked


4 Yorum

  • Profil Fotoğrafı

    efsanenin de ötesi bir kurgu!! bi çırpıda okudum. O ruhi savaşlar, diyaloglar ve herşey tam bitti derken yeşeren umut. Duygular şelale kardeşim eline sağlık 😀 devamını heyecanla bekliyorum

    2 sene önce
    • uykucuKuzgun

      Saolasın kardeşim 🙂 Olay örgüsü ilerleyen bölümlerde biraz karmaşıklaşacak. Her hafta aynı günde bölüm koymayı hedefliyorum. olumlu olumsuz eleştirilerinizi bekliyorum. 🙂

      2 sene önce
  • Profil Fotoğrafı

    Çok güzel yazılmış ve düşünülmüş. Çok beğendim. Bu tarz hikayelerin devamını bekliyoruz.

    2 sene önce
  • Bi yoruma ne dersin ?

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir