Deneme & Hikaye, Genel

Var… Dı.

Var… Dı.

Bir süredir kalem ile kağıdı buluşturmak için beni itekleyip duran düşüncelerime karşı isyan bayrağını çekmiş selam dururken bugün hislerime yenik düşmüş bir anımda kendimi masanın başında buldum. Kulaklığımdan gelen sesler beni harekete geçirdi ve yine buradayım.

Çay Arası. Bir kaçış yuvası belki ya da haykırma duvarı bazen. Kukla oynattığımız bir tiyatro sahnesi belki, susup sessizce gökyüzüne dalıp gittiğimiz bir dam belki de hepimiz için. Neyse, dağıldıkça dağıldık çokça ve zorca. Aslında toparlamaya ne kadar ihtiyacım var bilmiyorum. Günlerim geçip giderken tak hakkım olan dakikaların peşinde misafirliğimi sonlandırmaya adım adım yaklaşırken ne biriktiriyorum, dedim kendi kendime.

Bir dostum var. Uzakları yakın eden. Bazen yakınken çok uzak hissettiren. Saatlerce konuştuğum, dakikalarca saçmaladığım, saniyelerce sustuğum, saliselerce güldüğüm. Benzeriz aslında bazen, herkes kadar farklıyız çokça. İçe dönük zamanlarda içteki sesi çekip çıkaracak kudreti fısıldayan. Şifreleri emareler ile sezdiren.

Bir dostum var. Tütünü kefene sarıp alevlendirdiğim. Manalı ya da manasız konuları derinlemesine dumanlara akıttığımız anları hatırladığım geceler çokça. Sözcükleri üflerken imla kurallarına sıkı sıkıya bağlı belki, önemli olan anlatmak istenilen boşver diye telkinde bulunan bazen. Kimi zaman yollarımız kesişmişken kimi zaman birden bire ıraklaşmış nefeslerimiz.

Bir dostum var. Dünyaya kafa tutmak için ellerimi tutan bazen uçuk bazen kaçık. Dur ya da yürü ne bekliyorsun diye seslenen sabahlarıma. Dilsiz kalmış bir bulut gibi sesi çıkmayan çıksa çok şey anlatacak, gölgesi ile varlığını yer yer hissettiren.

Bir dostum var. Çokça zaman ayakları yerden kalkmayan azıcık hayalperest bazen çocuksu. Ufak hamleleri var satranç ustası dünyaya karşı. Ne yaptığını, ne yapacağını bilecek kadar aklı başında ancak duygularının peşinde gözlerini karartacak kadar ahmak. Hissiz belki çokça, kendini açmak için temkinli belki de. Güven duvarına taşları ören bir usta, depremlere göğüs geremeyecek kadar yorgun düşmüş bir çırak. Pişmanlık tabirine uzak olduğunu hissettirmeye çalışan belki ancak hataları ile büyümüş.

Bir dostum var. Eğri yürüyüşlerden, dolambaçlı yollardan uzak ancak fazlaca yapmam dedikleri var. Kendine verdiği sözleri tutarken karışmış zihni. Perdelemiş kelimeleri saygısız değil belki fakat farksız.

Bir dostum var. Adına "kader" denilen gündeliklere sıkışmış, çırpınan, bocalayan, hayalleri olup olmadığına karar veremeyen. Genel toplum yargılarına ters düşen konularda fikirlerimi paylaştığım ve dinleyen bir hayalet. Kara listemden uzak kalmış kelimeleri ifade olanağı bulduğum anları yaşadığım bir melek veyahut bir şeytan.

Bir dostum var. Aslında vardı. Bulamadığım renkleri biriktirmeye çalışmış hayatında. Çocuk kalmamış ruhu. Gitmek istediği yerlere ya da aromasını bilmediği içeceklere şans vermekten uzak. İşte uzak kaldı seslerimiz kısaca. Farkında olmadan veyahut içten içe buna hazırlandık ikimizde. Aceleci olmadan geçen günleri biriktirdik; sinirli, ya da mutlu günleri. Kısa bir zaman belki çözümlemek için yeterli. Duble söyledim ölü toprağını ciğerlerime. İçimden geçenler geçip gittiğinde bir dostum vardı, dedim. Telefonun diğer ucunda ya da karşı koltukta. Belki bir şarkının saklı ezgilerinde ya da kırık bir aynada.

Bir dostum var…dı. Kalem ile kağıdı zihnimde buluşturan…




2 Yorum

  • Senin yazılarını ilk cümlesinden tanıyorum artık herhalde ya. Açtım yazıyı, kim olduğuna bakmadım ve dedim bu herhalde Selçuğun elinden çıkma.

    3 ay önce
  • Tanıyoruz artık kankam “kim nasıl yazıyor, nasıl başlıyor, nasıl bakıyor?”

    3 ay önce
  • Bi yoruma ne dersin ?

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir